top of page

Bilimsel Düşünce, Bilgi Türleri ve Bilimin Özellikleri


Gastronomi “mutfak işi” diye küçümsenince bilim tarafı gözden kaçıyor. Oysa gastronomi bilimi; doğa bilimleri + sosyal bilimler + uygulamalı sanatın aynı tencerede kaynadığı bir alan. Bu yüzden de işe “bilim nedir?” diye başlamak gerekmektedir. Gastronomi bilimini anlamak için öncelikle bilimsel düşünce, bilgi türleri ve bilimin özelliklerini anlamayı hedefleyen ilk blog yazımla karşınızdayım.


İlkel insan topluluklarında doğa olaylarının gözlemlenmesi ve neden-sonuç ilişkisi kurma çabası, bilme dürtüsünün ve düzen arayışının temellerini oluşturmuştur ve bu bağlamda ilk “bilgi” ve “bilim” kavramları ortaya çıkmıştır. İnsanların ilerleme boyutu fark etmeksizin insanlar hayatları boyunca daima değişim ve dinamizm içinde olmuştur (Öz, 1997). Türk Dil Kurumu Sözlüğü ’ne (2025) göre bilgi; “İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü; bili, malumat.” ve “Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek; haber” şeklinde tanımlanmıştır. Bununla birlikte bilime bakıldığında ise yine Türk Dil Kurumu Sözlüğü ‘ne (2025) göre bilim “Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi; ilim” şeklinde tanımlanmıştır. Öztürk (2004), Sorma- Bilme dürtüsünü “İlginç şeyleri bilmeye hevesli oluş, kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma” şeklinde tanımlamış ve bu durumun uyaranlarını karmaşıklık, yenilikler, uygunsuzluk, şaşırtmacılık ve belirsizlik olarak belirtmiştir.


Mezopotamya, Mısır ve Antik Çin gibi erken uygarlıklar, gözleme dayalı tarım, takvim ve tıp uygulamalarıyla sistematik bilgi üretiminin ilk örneklerini vermiştir. Saraç (1943)’ ün aktardığı bilgiler ışığında Antik Mısır’da bilimin ortaya çıkışı Nil Nehri’nin bereketi ile şekillenmiş, pratik ihtiyaçların gözlemlenmesi sonucunda gözlem, ölçüm ve sistemli bilgiye dönüşüm başlamış olduğunu; Moskova, Ebers ve Rhind papirüsleri ile belgelenen Antik Mısır’daki bilim tıp, matematik, teknik gözlemler ve astronomi sayesinde bilgi üretimini kurumsallaştırmıştır. Mısırlılar yalnızca bunlarla da kalmamış gemi yapımı, eczacılık, takvim ve mühendislik gibi konularla da modern bilimin temellerini atarken rasyonel düşüncenin ilk adımlarını atmışlardır. Antik Çin’ de ise bilimsel ilk bulgular astronomi, tarım, metalürji, şehir planlaması gibi konularda gözleme dayalı olarak ortaya çıkmıştır (Ovalı, 2019).


Antik Yunan düşüncesi, doğa olaylarını tanrısal güçlerden bağımsız biçimde akıl ve gözlem yoluyla açıklamaya yönelerek bilimsel düşüncenin felsefi temelini atmıştır. Antik Yunan düşüncesine göre bireyler akıl sahibi varlıklardır. Bu sebeple de kendilerini bilirler ve duygunun da ötesinde hakikate ulaşma noktasında akıl belirleyicidir. Bilgiye rasyonel yolla ulaşabileceklerini düşünmekte ve doğa olaylarının tanrısal güçlerden bağımsız olarak açıklanmasına fayda sağlamak suretiyle bilimsel düşüncenin felsefi temellerini atmışlardır (Albayrak, 2022). Helenistik dönemle birlikte geometri, astronomi ve tıbbın sistematikleşmesi; Roma döneminde ise bilginin mühendislik ve teknolojiye uygulanması, bilimin pratik yönünü güçlendirmiştir. Helenistik döneme bakıldığında İskenderiye’de bulunan müze ve kütüphane işbirliği sayesinde matematik, tıp, coğrafya, anatomi, astronomi, fizyoloji alanında çalışmalar yürütülmüştür (Keseroğlu ve Demir, 2016).


Orta Çağ’da Avrupa’da skolastik düşünce bilginin durağanlaşmasına yol açarken, İslam dünyasında gözlem ve deney esaslı bilimsel çalışmaların sürekliliği korunmuştur. Dördüncü ve on dördüncü yüzyıllardaki karanlık dönemin kitaplarında kalan bilgiler Rönesans, reform ve aydınlanma hareketleri ile gün ışığına çıkıp aydınlanmaya başlamıştır. İslam dünyasında ise Kolomb’un harekete geçmesine sebep olan yine Antikçağ, İbrani, İslam ve Avrupa kaynaklarından elde edilen bilgilerden edinilmiştir (Topdemir, 2012).


Rönesans dönemiyle birlikte insan merkezli bakış açısının güçlenmesi, doğanın yeniden sorgulanmasını ve bilimin özgürleşmesini sağlamıştır. Rönesans Dönemindeki gelişmelerden hareketle siyasi, coğrafi, iktisadi, bilimsel ve sanatsal açıdan pek çok değişim gözlemlenmiştir. 15 ve 16. Yüzyılda üniversiteler hümanizm düşüncesi ile skolastik düşünceden uzaklaşıp bilgiyi sorgulayıcı ve gözleme dayalı yaklaşımı ön plana çıkarmıştır. Bu dönemde astronomi, anatomi, astronomi, geometri ve mühendislik gibi bilimleri hızla ilerlemiştir. Deney ve gözlem temelli düşünceler modern bilimin temellerini oluşturmuştur. Yine bu dönemde Mimar Sinan (1489-1588) Osmanlı coğrafyasında Rönesans'ın mühendislik karşılığı olarak kabul edilmektedir çünkü Süleymaniye ve Selimiye camilerinde statik, geometri ve malzeme bilimi ilkelerini ustalıkla uygulamıştır (Unat ve Topdemir, 2015).


17. yüzyıl Bilim Devrimi’nde Galileo, Kepler ve Newton gibi bilim insanlarının deney, matematik ve doğa yasaları üzerinden geliştirdikleri yaklaşım, modern bilimin yöntemsel çerçevesini belirlemiştir. Bilhassa 17. Yüzyılda söz konusu bilim insanlarının gözlemsel bilgiyi baz alarak deneysel yöntemi geliştirip bilimsel olanın sadece ve sadece deney ve gözleme dayanabileceğini ifade ettiklerini vurguladıkları söylenmektedir (Sağlar, 2024). 17. Yüzyılda aynı zamanda Blaise Pascal (1623-1662) hesap makinesini geliştirmiş ve barometre deneyleri ışığında atmosfer basıncını kanıtlamıştır. Bununla birlikte Evangelista Torricelli (1608–1647) ilk civalı barometre ile vakum kavramını tanımlamıştır (Unat, 2017).


Aydınlanma Çağında aklın evrenselleşmesi ile birlikte bilimsel yöntem toplumsal kurumlara nüfuz etmiş, bilgi üretimi bireysel meraktan toplumsal bilinç düzeyine taşınmıştır. Aristotelesçi gelenek ve din temelli ideoloji bu dönemde çözülmüştür. Mutlak akılcılık; insanın yegâne rehberinin kendi dışında hiçbir birey ya da kaynaktan kültürel olarak ifade edildiği dönemdir. Bilmeye cüret et ilkesiyle özdeşleşmiş olan yeni bir bilim tarihinin kapıları bu çağda açılmıştır birey ve toplum hayatı dünyayı yeniden inşa etme ereğine dayanmaktadır (Coşkun, 2019).


19. ve 20. yüzyıllarda sanayi devrimi, evrim teorisi, atom fiziği ve teknolojik yenilikler, insanın evrendeki konumuna ilişkin kabulleri kökten dönüştürmüştür. Bu çağda bilhassa Doğu ve Batı’da teknoloji ve bilimdeki gelişmeler hızlı ilerlemiş ve toplum hayatı köklü biçimde dönüşüme uğramıştır. Kuramsal fizik, tıp, biyoloji, dünya bilimi, astronomi ve jeoloji gibi konularda Feza Gürsey, Asım Orhan Barut, Cavid Erginsoy, Oktay Sinanoğlu ve Erdal İnönü kuramsal ve atom fiziğinde, Aziz Sancar kimya ve moleküler biyolojide, Nüzhet Gökdoğan, Fatin Gökmen ve Abdullah Kızılırmak astronomide, Celal Şengör jeolojide, Hulusi Behçet, Sadi Irmak ve Melahat Terzioğlu tıpta öncü araştırmalarıyla hem Türkiye’nin hem dünyanın bilimsel mirasına kalıcı katkılar sağlamışlardır (Unat ve Topdemir, 2015).


21. yüzyılda dijitalleşme, yapay zekâ ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillenen bilim anlayışı, bilgi üretimini etik, ekolojik ve felsefi sorumluluklarla yeniden tanımlamaktadır. Son yıllarda bilim ve teknolojideki gelişmeler sayesinde büyük değişimler olmuştur. Bilgi teknolojileri geliştikçe kısa sürede daha nitelikli bulgular elde edilebilmektedir (Baskın, 2014).


İnsanlığın tarihi süresince en temel kavramlardan biri olan bilgi kavramı hem toplumsal kurumları hem de kişisel zihni şekillendirmekte olan ve birden fazla boyuta sahip bir olgu olarak tanımlanabilir. Antik Yunan’dan günümüze kadar bilgi hakkındaki tartışmalar süregelmektedir. Bunun yanında tartışmalara konu olan bilginin nasıl sınıflandırılması gerektiğidir. Klasik epistemolojiye göre bilginin tanımı “gerekçelendirilmiş doğru inanç” olarak savunulmuştur ancak Gettier (1963)’in meşhur örnekleri ışığında bu tanım önemli ölçüde sorgulamalara sebep olmuştur.


Klasik epistemolojik ayrım göz önüne alındığında bilgi üç temel basamakta incelenmektedir. Bunlar; Pratik, deneyimsel ve önermesel bilgidir. Pratik bilgi Ryle’ ın “knowing-how” yani yapabilme bilgisi şeklinde yorumlanmaktadır. Bu bilgi türünü gastronomi alanında kurgulayacak olursak bir gastronomi uzmanının bir emülsiyonu doğru kıvama getirebilmesi veya hamur yoğurma becerisi şeklinde yorumlamak mümkün olacaktır. Deneyimsel bilgi tanımına bakıldığında doğrudan hayat sayesinde kazanılan bilgi türüdür. Nagel (1974)’ in “Yarasa olmak nasıl bir şeydir?” sorusu bu bilgi türünün açıklanamaz yönlerini ortaya koymakta ve deneyimsel bilginin benzersiz olduğuna dikkatleri çekmektedir. Önermesel bilgi kavramının tanımına bakıldığında ise bireyin bir önermenin doğruluğuna inanmasına ve bunun desteklemesine bağlıdır (Audi, 2011). Bu bilgi türünün en klasik örneği suyun 100 derecede kaynayacağı bilgisidir ancak Gettier (1963) bu bilgi türüne çarpıcı biçimde her gerekçelendirilmiş bilginin doğru olmadığını belirtmektedir.


Modern bilişsel bilimin bilgi kavramı anlatısında bilgi türlerini örtük (tacit) ve açık (explicit) olarak sınıflandırdığı gözlemlenmektedir. Polanyi (1966) tarafından ortaya atılan örtük bilgi kavramı; bireyin farkına varmadan edindiği performatif ve sezgisel bilgiye işaret ederken modern bilişsel bilim açık bilgiyi dile dökülebilir, sembolik ve kavramsal olarak tanımlamaktadır. Anderson (1996) tarafından ortaya atılan ACT-R Modeli’ ne bakıldığında ise prosedürel ve dekleratif bilgi ayrımını bilişsel ve sistematik şekilde açıkladığı; öğrenme süreçlerinin zihinsel temellerini aydınlattığı gözlemlenmektedir.


Sosyolojik perspektiften bilgi kavramına bakıldığında Berger ve Luckmann (2016) tarafından “Sosyal İnşa” kuramı büyük bir tartışmaya yol açmıştır. Sosyal inşa kuramı ışığında bilgi kavramı bireylerden ziyade toplumun ürettiği ve kurumlar aracılığıyla nesnelleştirilmesidir. Latour ve Woolgar (1986) tarafından laboratuvarda gösterdikleri hem teknik pratikler hem de söylemler toplum tarafından inşa edilmektedir. Bu sebeple toplumun sahip olduğu bilgi ile uzmanın sahip olduğu bilgi arasında önemli ayrımlar olmasına rağmen tüm bilgi türleri toplumsal süreçler ışığında oluşmaktadır.


Bilgi kavramına felsefi açıdan bakıldığında yine çeşitli yorumlar olduğu gözlemlenmektedir. Bunlar arasında empirizm, rasyonalizm, pragmatizm ve fenomenoloji olarak sınıflandırıldığını söylemek mümkündür. Empirizm, deneyim dışında bilgi kaynağının olamayacağını savunmaktadır (Hume, 2016). Rasyonalizm, bilgi kaynağının bilince doğuştan gelmiş olan ilkelere dayanmaktadır (Descartes, 2016). Pragmatizm, bilginin doğru olup olmadığını pratik sonuçlar ışığında değerlendirmektedir (Dewey, 1938). Fenomenoloji ise bilginin aslında deneyimin kendisi olduğunu savunmaktadır (Husserl, 2012). Kant (1998) ise hem empirizm hem de rasyonalizm kavramlarını bir araya getirmiş, epistemoloji kökenine yerleşen analitik-sentetik ve a priori-a posteriori ayrımlarını gerçekleştirmiştir. Tüm bu bakış açılarından çıkarılabilecek temel sonuç ise; “bilgi tekil değildir, bağlamsal ve kültürel olarak şekillenen çok katmanlı bir olgu” dur.


Bilim, çoğu zaman sanıldığı gibi bilgi ile felsefenin basit bir toplamından ibaret değildir. Tarihsel süreçte olgunlaşmış, kurumsal yapılarla pekişmiş ve yöntemsel ilkelerle ayrışmış bir araştırma ve düşünme biçimidir. Bilim, bilginin ham hâlini felsefenin sorgulayıcı aklıyla yoğurarak, yöntemin disiplininde biçimlendiren; böylece ne sadece bilgiye ne de yalnızca felsefeye indirgenebilen, her ikisinin tarihsel etkileşiminden doğmuş özgün bir insan etkinliğidir.


Bilimin temel özelliklerine bakıldığında sistematik ve düzenli, gözleme ve deneye dayanan, yöntemsel şüphecilik ve eleştirelliği olan, nedensellik iddiası ve tarafsızlık ilkesine bağlı, kuramsallaştırıcı ve açıklayıcı, denetlenebilir ve yeniden üretilebilir, değişime açık ve gelişime açık, toplumsal ve kurumsal olduğu söylenebilir. Bu özellikler sayesinde bilim hem sıradan bilgi türlerinden hem de felsefi spekülasyonlardan ayıran çok basamaklı bir çerçeve çizer. Bu çok basamaklılığı dolayısıyla bilim modern dünyanın güvenilir bilgi üretiminin ana kaynağı haline gelmiştir.


Bilimsel bilgi kavramının temel çerçevesi göz önünde bulundurulduğunda öncelikle tasnif, sınıflandırma, ölçme ve model kurma gibi düzenleyici süreçlere dayandığı gözlemlenmektedir. Bu sistematik yapı kökleri itibariyle Aristoteles'in doğa felsefesinden Kant (1781; 1998)’ın bilimsel bilginin şartlarına dair analizlerine ve günümüze değin uzanmaktadır. Bilim, konuları sadece gözlemlemekle kalmaz eş anlı olarak anlamlı yapılar halinde sunar, konular arasındaki bağlantıları kavramsallaştırır ve bunlar ışığında kuram ya da yasalar oluşturur. Bilimsel bilginin ayırt edici özelliklerinden biri yukarıda da bahsedildiği üzere doğrulamayı duygusallaştırma, gözlemlemeye ve kontrollü deneylere dayandırmasıdır. Empirist gelenek temsilcilerinden olan David Hume (2016)’ un da altını çizdiği üzere deneyim aslında bilginin zorunlu bileşenlerindendir. Modern bilim, bilhassa 17. yüzyıldan beri gözlem ve deney ilişkisini temeline oturtmuştur. Bundan dolayı da bilim spekülatif düşüncelerden ayrılmıştır.


Bilimsel bilginin biraz daha derinine indiğimizde dogmatik olmadığını söylemek mümkündür. Özellikle Descartes (2016)’ ın metodik şüphesinden Karl Popper (1959; 2002)‘ın yanlışlanabilirliğine kadar bilimin eleştirel dünyasının kurulduğunu gözlemleyebiliriz. Popper özelinde şayet bir önerme yanlışlanamazsa bilimsel bir önerme değildir. Bilimsel pratiklerin tümü toplumsal bağlamdan bağımsız olmasa da (Latour & Woolgar, 1986), bilim topluluğunun belirli paradigmalar içinde geliştirdiği ortak kavramsal çerçeveler aracılığıyla bireysel öznellikten arındırılmış, kuramsal olarak biçimlenen ve sürekli gelişen bir bilgi üretim süreci oluşturduğu kabul edilir (Kuhn, 2012).


Alperen KÖK


KAYNAKÇA

Albayrak, D. B. (2022). Antik Yunan Felsefesinde Bilgi-Erdem İlişkisi ve Siyaset Felsefesine Yansımaları.  Çankırı Karatekin Üniversitesi, Felsefe Bölümü I. Lisansüstü Felsefe Kongresi. 3-15.

Anderson, J. R. (1996). ACT: A simple theory of complex cognition. American Psychologist, 51(4), 355–365.

Audi, R. (2011). Epistemology: A contemporary introduction to the theory of knowledge. Routledge.

Baskın, S. (2014). Türkiye ve dünyada sözlük bilimi: tanımı, kapsamı ve diğer bilimlerle ilişkisi. International Journal of Language Academy. 445-457.

Berger, P. L., ve Luckmann, T. (2016). The social construction of reality. In Social theory re-wired (pp. 110–122). Routledge.

Coşkun, C. (2019). Aydınlanma Dönemi’nin Dönemin Entelektüel Tavrı Açısından Bilim Kültürü Tarihi İçindeki Yeri. Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. DOI:10.9775/kausbed.2019.048 597-612

Descartes, R. (2016). Meditations on first philosophy. In Seven masterpieces of philosophy (pp. 63–108). Routledge.

Dewey, J. (1938). Logic: The theory of inquiry. Holt.

Gettier, E. L. (1963). Is justified true belief knowledge? Analysis, 23(6), 121–123.

Hume, D. (2016). An enquiry concerning human understanding. In Seven masterpieces of philosophy (pp. 183–276). Routledge.

Husserl, E. (2012). Ideas: General introduction to pure phenomenology (W. R. B. Gibson, Trans.). Routledge. (Original work published 1913)

Kant, I. (1998). Critique of pure reason (P. Guyer & A. Wood, Trans.). Cambridge University Press. (Original work published 1781)

Keseroğlu, H. S. ve Demir, G. (2016). Antikçağda Bilim ve Kütüphane. Türk Kütüphaneciliği, 30(3), 365-397.

Kuhn, T. S. (2012). The structure of scientific revolutions (4th ed.). University of Chicago Press. (Original work published 1962)

Latour, B. ve Woolgar, S. (1986). Laboratory life: The construction of scientific facts. Princeton University Press.

Nagel, T. (1974). What is it like to be a bat? The Philosophical Review, 83(4), 435–450.

Ovalı, T. (2019). Çin Felsefe ve Düşüncesinin Antik Kentlerine Yansımaları. Journal of Academic Value Studies (JAVStudies). 5 (4). 684-699.

Öz, O. Z. (1997). Toplumsal Değişme Sürecinde Halk Kütüphanelerinin Yeri ve Yeniden Organizasyonu İçin Bir Model Önerisi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara.

Öztürk, M. O. (2004). Sorma-bilme dürtüsü ve girişim duygusu nasıl yok ediliyor?. Türkiye Bilimler Akademisi.

Polanyi, M. (1966). The tacit dimension. Routledge & Kegan Paul.

Sağlar, E. (2024). Rönesans'ta Bilim. Bilim Tarihi. 84.

Saraç, C. (1943). Eski Mısır'da Bilim ve Teknik. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 1(5), 103-113.

Topdemir, H. G. (2012). Orta çağ uygarlıklarında bilgi ve bilim. Bilim ve Teknik, 51(1), 72-75.

Türk Dil Kurumu Sözlüğü. (2025). https://sozluk.gov.tr

Unat, Y. ve Topdemir, H. G. (2015). Bilim Tarihi. Tarih İçin Metodoloji,(Usta Tarihçilere Göre Çalışma Alanları), Ed. Ahmet Şimşek, PegemA Yayınları, Ankara, 76-78.





 
 
 

Yorumlar


bottom of page